Twitter

GDO RİSKİ İÇEREN ÜRÜNLERİN İTHALİNDE ANALİZ SIKLIĞI NEDEN AZALTILDI?

Gıda güvenliği kadar gıda güvenilirliği konusu da kamuoyunun yakından takip ettiği bir mesele.

Bildiğiniz üzere Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, yetki alanı içerisinde Türkiye'nin yaptığı gıda ve yem ithalatına yönelik kontrol ve denetim çalışmaları yapıyor.

İthal edilen ürünler risk skoru, ürünün geldiği ülke, ithalatçının geçmişi gibi kriterler dikkate alınarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın yönlendirmesiyle kamu ve özel laboratuvarlarda analize alınıyor.

Analizin sonucuna göre de Türkiye'ye giren ürün ya millileştiriliyor ya da reddediliyor.

Buraya kadar prosedür bir çok ülkede üç aşağı beş yukarı aynı.

Ancak geçtiğimiz haziran ayında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, yaptığı yeni bir düzenlemeyle analiz sıklığı ile ilgili ciddi bir değişikliğe gitti ve sıklığı düşürme kararı aldı.

Gerekçe olarak da bir çok ülkenin uyguladığı rutin kriterler gösterildi.

Nedir o?

Risk seviyesi düşen bir ürünün zaman zaman analiz sıklığı azaltılıyor. Bazen de tam tersi şekilde risk arttıkça analiz sıklığı buna paralel artırılabiliyor.

Peki son düzenlemeyle yurtdışından gelen gıda ve yem ürünlerine yönelik analizlerin sıklığı ne ölçüde azaltıldı?

Söz konusu düzenleme ne anlama geliyor ve ne tür riskler doğurabilir?

Gıda analiz, denetim ve danışmanlık şirketi İnvenura, bu konuda bir çalışma yapmış.

Gelin birlikte veriler ışığında gelişmeleri okumaya çalışalım.

Haziran'dan itibaren yeni talimat doğrultusunda işlenmiş meyve-sebze ürün grubunda analiz sıklığı beşte bire düşürülmüş durumda.

Takviye edici gıdalar (gıda takviyesi şeklinde geçen hap ve benzeri ürünler) ile özel beslenme amaçlı gıdalarda analiz sıklığı dörtte bire düşürüldü.

Taze ve dondurulmuş meyve sebzede ürün analiz sıklığı yarı yarıya düşürüldü.

İnvenura'ya göre burada dikkat edilmesi gereken bir başka önemli nokta ise ihraç ettiğimiz halde farklı sebeplerle geri dönen ürünler konusunda.

İhracat yapılıp karşı ülke tarafından kalite, toksin, mikrobiyolojik, pestisit gibi herhangi bir risk sebebiyle geri gönderilen ürünler ülkeye tekrar sokulmak istendiğinde ithalat prosedürlerine tabi tutuluyor.

İnvenura, yeni uygulama ile en çok geri dönen ürünlerin başında gelen fındık, incir ve diğer kuru meyvelerin çok rahat bir şekilde kontrol (analiz) edilmeden ülkeye girmesinin önününaçıldığı görüşünde.

Invenura'ya göre bu konu hem toplum sağlığı açısından bir risk oluşturuyor hem de Avrupa'nın tüketmediği ürünleri biz tüketiyoruz, algısının artmasıyla ürünlerin iç piyasa değerlerinin kaybına neden oluyor ve iç piyasada kaliteli ürün satmaya çalışan firmaların haksız rekabetle karşı karşıya kalmasına yol açıyor.

GDO'LU ÜRÜNLERİN ANALİZ SIKLIĞI AZALTILDI

 Bakanlık, ithalata konu olan ve GDO riski içeren ürünlerde de analiz sıklıkları ile ilgili bir düzenlemeye gitmiş durumda.

"GDO Free Beyanı" olan gıda ürünlerinde analiz sıklığı yüzde 100'den yüzde 50'ye düşürülürken, GDO beyan edilen yemlerde analiz sıklığı yüzde 100'den yüzde 20'ye indirildi.

İnvenura'ya göre burada en önemli sıkıntı, ithalat yapan firmalar hangi ürünün analize girip hangi ürünün girmeyeceğini bildikleri için analize girmeyecek ürün gruplarında uygun olmayan ürünleri ülkeye sokmaya çalışabilme ihtimalinin artması.

Çünkü yeni düzenleme ışığında bakanlığın nerede ve ne zaman numune alacağı ve analiz yapacağı üç aşağı beş yukarı belli. Analizlerin firmalar açısından 'rastgele' olmaktan çıkması vetahmin edilebilir bir sıra ve düzene girmesi bazı fırsatçılara kapı aralayabilir.

 ANALİZ YOK, BEYAN VAR

Haziran itibariyle analiz sıklığının azaltılması konusunda en göze çarpan ürün grubu ise gıdayla temas eden ürünler (ambalaj materyalleri, mutfak gereçleri) ve plastik esaslı ambalajlar (su şişesi, biberon vb.) olarak öne çıkıyor.

Bakanlık, burada analizi devre dışı bırakarak sadece ithalatçının beyanıyla ürünleri millileştireceğini bildirmiş durumda.

Invenura şirketinin yöneticileri bu durumun iki yönden sorun yaratabileceğine şu şekilde dikkat çekiyor: "Yurtdışından kontrol edilmeden gelen ürünlerin kabulü kalitesiz ya da kalitesi düşük ürünlerin ülkeye girmesine neden olacağı için hem sağlık açısından risk oluşturabilir hem de giderek gelişen ambalaj sanayimize darbe vurabilir."

Bu konuya sadece tüketici gözüyle, tek taraflı bakmak eksik ve yanlış olur.

Tüketicinin güvenilir gıdaya erişimi kadar sektörün artan maliyetleri de diğer bir önemli konu.

Zira sektör temsilcilerinin dikkat çektiği üzere 55 bin liralık bir mal için 105 bin liralık analiz bedeli ödeyen firmalar da olabiliyor. Ya da 1 milyon liralık bir malda 100 bin liralık analiz bedeli ile ithalatçı firmanın maliyet bedeli otomatikmen yüzde 10 artıyor.

Burada şirketlerin maliyetlerini düşürmek adına atılan adımlar tabiki desteklenmeli. Ancak tüketicinin sağlığını tehlikeye atacak, kuşku ve kaygıların artacağı ortama da zemin hazırlamamak gerek.

O yüzden bir taraftan sektöre bürokratik işlemler ve maliyetler tarafında kolaylık sağlanırken, öte yandan tüketicinin denetim ve güvenilir gıdaya erişimiyle ilgili kafasındaki soru işaretlerinide ortadan kaldırmak gerek.

Bloomberght
  • Site Yorumları
  • Facebook Yorumları Facebook Yorumları
Yeni yorum yaz
Henüz bir yorum yazılmadı. İlk yazan siz olabilirsiniz.